13 Kasım 2014 Perşembe

hayaller v.s gerçekler

     Seni hiç tanımıyorum belki de. Gerçekten hiçbir fikrim yok sana dair. Ne düşündüğümden ben bile emin değilim.
     Bir dünya yarattım kendime ve orada buluşuyorum seninle. O kadar güzel geçiyor ki zaman ben bile inanıyorum gerçekliğine.
     Gördüğüm rüyalar zaman kaymaları yaşamaya başlıyor. Gözlerimi açtığımda daha az önce seninle olduğuma yemin edebilirmişim gibi. Kaybolduğum dudaklar seninmiş gibi.
     Bir şarkı açıyorum bana dinlettiklerinden ve kapanıyor gözlerim. Dans ediyorum. Dans ediyoruz. Dibine kadar siktir ediyoruz hayatı, şimdiye kadar olanları.
     Sadece bir gece veriyoruz birbirimize. Unutulması imkansız bir gece. Belki sevişmiyoruz ama yine de biliyoruz daha önce hiç bu kadar kendimiz olmadığımızı. Özgür olmadığımızı...
     Şarkının tonları her yerimize işliyor. Daha önceden sohbeti geçen bir şeyi fısıldıyorsun. Gülüyorum. Gözlerine bakıyorum, kahverenginin saltanatını izlemekten alamıyorum kendimi.
     Belki de ilk ve son kez kafamızdaki o malum insanları siliyoruz. Sadece bir an için uçup gidiyorlar aklımızdan. İlk ve son kez sadece her şey biz oluyor. Her şey hiç oluyor.
     ***
     Ve ben biliyorum ki aslında hiç tanımıyorum seni. Tanımak isterken aslında hiç istemiyorum. Korkuyorum senden. Kendi hayalimde beni boğmandan, beni yok etmenden korkuyorum.
     ***
     Gerçek hayatta hayal kırıklığı diyorlar buna.
     ***
     Zaten gerçek hayatta hepimizin devam etmekten usanmadığı bir hayatı var. Büründüğü roller, sakladığı maskeler var.
     ***
     Yenilikler...
     ***
     Neyse.
     ***
     Müziklerimizle mutluyduk biz. Birileri onu bile elimizden alacak kadar acımasız olmadan önceydi her şey. Ve o anda bitti hiçbir zaman başlayamaycak olan hikaye.

3 Kasım 2014 Pazartesi

teselli dünyasında gezinmek

     Değişimler yaşıyoruz. Bunalıyoruz bazen. Kaçıp gitmek istiyoruz. Birinin umrunda olmayı özlüyoruz. Bu uğurda değişik işler yapıyoruz. Kendimize zarar veriyoruz bazen. Bir şekilde bir öneme sahip olduğumuza inanmak istiyoruz. Başkasından medet umuyoruz her zaman.
     Kendimizi sevebiliriz aslında. Ama bu sizi şefkatle seven bir başkasının tatlı aşkının yerini tutmuyor hiçbir zaman.
     Çocukça triplere giriyoruz. Oysa tek istediğimiz şey aklımızı kurcalayan insanların iki dakikalık da olsa hal hatır soran konuşmaları.
     Ne yaptığımızı bazen biz de bilmiyoruz. Sonradan düşününce fark ediyoruz ne kadar aptal gibi davrandığımızı. Kalbimizi yakan düşüncelerden kaçabilmek uğruna boğazımızı yakıyoruz, ciğerlerimizi parçalıyoruz. Tanımadığımız insanlarda arıyoruz çözümleri. Tesellileri...
     Bazen de çoğul konuşuyoruz kendimizi teselli edercesine. Bu sorunları yaşayan tek kişi biz olamayız diye düşünmek istiyoruz.
     Çünkü güçsüz hissediyoruz. Bundan daha fazlası olduğumuzu göremiyoruz. Beynimiz oyunlar oynamaya başlıyor. Şeytana uymak diye kandırıyoruz kendimizi. Oysa her insanın yaşayabileceği zayıflık denizine düştüğümüzün farkında değiliz.
     Peki bu dönemlik kaçış nöbetlerinde ya gerçekten kaçarsak? Ya geri dönemeyeceğimiz hasarlar bırakırsak?
      Kim tekrar sarılacak bize? Kim başını boynumuza gömüp kaybolacak bizde? Kim öpecek dudaklarımızı? Kim sevişecek bizimle özlemenin verdiği hırçınlıkla?
     Biz kimi özleyeceğiz tekrar? Kimi düşüneceğiz kalbimiz ağzımıza gelircesine...
     Ya bu buhranlı halleri atlatamazsak ve kendimizi bir daha bulamazsak? Ya hiçliğin içinde kaybolursak?
     Ya ölümün kıyısına yürümeye başlarsak? Ya çoktan kıyıya ulaşmışsak?