Müziğin tınılarıyla başlamıştı her şey. Konuşmuştu. Garipti. Çünkü o hiç konuşmazdı. Sadece orada dururdu. Oradaydı. Bir şeyler yapardı.
Gülerek izlerdi onu. Umursuzluğundan hoşlanırdı. Ruhsuzluğuna tutkundu. Hissetmemesinden bir parça vermesini isterdi. Onun gibi hissiz olabilmek isterdi. Hayallerine gidebilmesi için hissizleşmesi gerekiyordu. Sonra cesaret gelecekti. Her şeyi bırakabilecekti. İstediklerine kaçacaktı. İstediklerinin kollarına kıvrılarak uyuyacaktı. Ama önce hissizleşmesi gerekiyordu.
Onu izlemeye devam etti. Onun konuşmasını dinledi. Ona cevap verdi. Tavsiyesini dikkate aldı. Kimse farkında değildi ama aslında onun sayesinde değişmişti. O kadar değişmişti ki...
Fakat kalbinin düşüp gidebileceğini düşünmemişti. Sadece konuşmuştu. Sadece onu dinlemişti. Ve düşen kalbinin ona yuvarlanacağını bilmiyordu. O da bilmiyordu düşüncesizce dokunduğu kalbin artık aynı olmayacağını. Suçlayamazdı onu. Bilmeden yaptığı şeyler için suçlayamazdı.
Keman tellerinden çıkan son tınılar gibiydi solukları. Terk etmesi gerektiğini biliyordu. Uzatamazdı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder