Ben kimim? Hiçbir fikrim yok. Herhangi biri olabilirim. Bir
hikayenin karakteri ya da yaratıcısı. Her gün konuştuğunuz arkadaşınız ya da
her gün önünüzden geçen siluet. Yardım etmeye çalışan bir peri ya da kafanızı
daha da karıştıran bir illüzyon.
Bir yazarın dünyasını anlamanız zor. Ne zaman
kendinden bahsediyor ne zaman başkalarını anlatıyor bilemezsiniz. Belki de
anlattığı sizsinizdir.
Ama ben; üç günde öğrendiğim şeyleri, bir saniyede çöpe atabilecek
biriyim.
Acımasızım.
Herkesin dâhil olduğu bir kendi olma savaşındayım.
Pek başarılı olduğumu da söyleyemem. Bazen ilham kaynakları buluyorum. Sonra o
kaynakların benden kötü bir durumda olduğunu görüyorum. Çünkü kanıtları önüme
sunuyorlar.
Kendin olmak nedir ki? Her halükarda herhangi
bir sistemin ucu değiyor sana. Ama benim gözümde; yaptığın şeyleri mümkün
olduğunca kendi istediğin doğrultusunda yapıyorsan kendinsindir.
Peki onu bu duruma ne getirdi, diye düşündü
kız. Çok mu yaralıydı, çok mu âşıktı, çok mu umutsuzdu? Kuyunun dibindeydi
aslında. Atılan her ipi tutacaktı yağ kaplı olsa da. Çocuğun parçalanmış bir
ipliği tuttuğunu görebiliyordu kız. Fakat çocuk bunun ne kadar farkındaydı? İpi
atana olan tutkusu muydu onu harekete geçiren?
İpin diğer ucunu tutan hiçbir şey olmadığını ne zaman fark
edecekti?
Seni ilgilendirmez, dedi çocuk, kızın
gözlerine bakarak. Her zaman kendi kararlarımı verdim. İyi ya da kötü her zaman
benim istediğim oldu. Şu anda da o ipten çıkmak istiyorum, diye devam etti.
İpi bir şey tutmuyor ki, dedi kız. Çocuk omuz
silkti. Düşersen ağlama, dedi kız. Çocuğun koyu gözleri hırsla açıldı. İpe öyle
bir sarıldı ki; elinden kayan ipin, hayatının her bir karesi olduğunun farkında
değildi.
Düşeceksin, dedi kız. Çocuk tırmanmaya
çalıştı. Avuçlarının arasında ilerleyen iple yukarı çıktığını sanıyordu.
Gözleri yukarıdan ona bakan gözlerdeydi. Oradaki kız gülümsüyordu. Aldatıcıydı.
Çocuk ipi her çektiğinde ona yaklaştığını düşünüyordu. O kadar başı dönmüştü ki,
ona yaklaştığına inanıyordu.
Ama ayakların yerde, dedi arkasındaki kız,
benim bastığım zemine basıyorsun. Çocuk duymadı. Dönmedi. İpi çekmeye devam
etti. Çünkü kendince yaklaşıyordu ona. Hayatının hâkimine. Kararlarının
tanrıçasına. Yorulmaya başlıyordu. Ama ona ulaşmasının bunu gerektirdiğini
biliyordu. Yorulmak zorundaydı.
Kendini ne zaman kaybedersin biliyor musun, diye
sordu kız. Çocuk ona döner gibi oldu. Gerçek sandıklarının tekrar hayal
olduğunu anladığın zaman, diye devam etti kız. Çocuk yorulmuştu artık. Ama
yukarıdan ona bakan gözler oradan gitmiyordu. Ona ulaşmalıydı. Ona ulaşmak için
onun istediği her şeyi(ki bunları kendi kararları sanmaya devam ediyor)
yapmalıydı. Yapacaktı da.
Ben gidiyorum, dedi kız arkasından. Bir de
baktı ki kız çamurlu duvara dayadığı demir merdivenden tırmanmaya başlamış.
Nereye, diye sordu çocuk. Kız omuz silkti. Onu
ipin sonuna kadar izlemişti. Ve izlerken(çocuğun sanmak istediği gibi) öylece
beklememişti. Kendi merdivenini yapmıştı. Çocuk ipin ucunu avuçlarında
tuttuğunu anladığında kız merdivenlerden çıkmıştı bile. O koca çukurun
tepesinde diğer kızla bakışıyordu şimdi.
Karşısındaki kızın tatmin olmuş ifadesini
izliyordu kız. Kızlar neden böyle olmak zorunda, diye düşünüyordu. Acı
çektirmekten aldıkları haz, elindeki oyuncaklarla akıllıca oynayışları, melek
gülüşleri... O kadar kandırıkçıydılar ki... Ben nasıl bir kızım, diye düşündü
sonra. Onun gibi miyim? Oynamaktan hoşlanıyor muyum?
Çocuğun kafası öne düştü. Elleri kasıldı. Titremeye başladı.
Haklıydı, diye düşündü çocuk gözyaşları
içerisinde. Avazı çıktığı kadar bağırdı. Lanet etti kendine(çünkü beklediğini
sandığı gözlere lanet edemeyeceğini hala biliyordu).
O gözler bir kez daha uzaklaşıp
gitmişti.
Arkasındaki demir merdiven duruyordu. Fakat oradan çıkacak hali de
kalmamıştı. Zaten o an anlamıştı gidenin aslında gittiğini.
Gelmeyeceğini.
***
Bazen yaptığımız seçimler apaçık gözükür aslında. Mesela yukarıda
da bahsedildiği gibi çok güvendiğimiz, güvenmek istediğimiz şey kopmak üzere
olan, ucu bir yere bağlanmamış iptir. Sadece kendimize çekeriz ve çektikçe
tırmandığımızı sanırız.
Asıl şey ise burnumuzun dibindedir. Sapasağlam oradadır. Ve biz
garip bir şekilde onun hep orada kalacağına inanırız. Ve sona geldiğimizde onun
sağlamlığını gözümüze sokarak tamamen bizi bıraktığını anlarız.
Ve bazen bazı şeyler için geç olur.
***
Öyle işte

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder