Feda etmesi gereken o kadar çok şey vardı ki... Ve başkalarının kalbini kendinden öne koyacak kadar salaktı. Salak olduğunu biliyordu. İstediklerini yapabilirdi aslında. Fakat bütün o kalpleri ateşe atamayacağının farkındaydı.
Nasıl yapabilirdi ki? Ansızın insanların hayatından çıkıp gidemezdi! Bunu onlara yapamazdı. Kimseyi habersiz bırakamazdı. Onu merak ederlerdi. Özlerlerdi. Endişelenirlerdi. Onlara bunu yaşatmaya hakkı yoktu.
Peki kendi içinde kopanlar ne olacaktı? Aylardır bunu düşünüyordu. O ilk konuşmayı yaptığından beri aklından çıkaramıyordu. O ne olacaktı? Emin olduğu tek şey bunların hiçbirini istemiyor oluşuydu. Özgürlüğe duyduğu tutkuydu.
Özgürlükle sevişebilirdi. Özgürlükle istediği her yere gidebilir, istediği her şeyi yapabilir, her şeyi söyleyebilirdi. Kimseye açıklamazdı neden yaptığını. Düşünmezdi bıraktıklarının ne hale gelebileceğini. Kırık parçalar umrunda olmazdı.Umursamamayı sağlayan bir hap var mı diye düşünmeye başladı oturduğu yerde. Aşk acısı mı? Yapmaaaa, dedi kendi kendine. Böyle klişe bir şeyle mi umursamayı kesecekti??? O aşk geri gelmeye karar verdiğinde ne olacaktı? Kavuştuğunu sandığı bütün umursuzluk onu terk edecekti. Yine aynı şeyler yaşanacaktı. Başta güzel gelecekti belki ama sonra yine o kapana kısılmışlık duygusu etrafını saracaktı. Kalbi sıkışacaktı. Nefes alamayacaktı.
Tuhaf, diye fısıldadı. Nedir tuhaf olan, diye sordu hemen ileride oturan arkadaşı. Hiç, dedi ona. Ama kafasının içinde patladı bütün düşünceler. Aşk ve umutsuzluk aynı hissettiriyor! Lanet olsun! İkisi de o kadar benzer ki!
Kalbin sıkılıyordu çarparken, bedenin uyuşuyordu düşünürken, nefesin daralıyordu, her şeyin seni daralttığını düşünüyordun. Bir tık fark vardı arasında. Biri seni sersemletirken diğeri düşeceğini bildiğin bir uçuruma sürüklüyordu.
Parçalar batıyordu her yerine. Gitmek istiyordu. Kaçmak istiyordu. Bunu yapacaktı. Oh, evet. Kesinlikle yapacaktı. Gülümseyerek ona bakan, hayat hikayesinden parçalar anlatan arkadaşını izlerken aklından bunlar geçiyordu. Evet ondan bir dayak yiyecekti öylece gittiği için. Ama anlayacaktı bir süre sonra onu. Bunu biliyordu. Çünkü arkadaşlar bunu yapar değil mi? Anlayış gösterir...
Gidecek ve hayatını yaşayacaktı. Birkaç gün, ay ya da yıl... Fark etmez. Hiçbir pişmanlık bırakmadan dönerdi belki. Ya da orada kalmaya devam ederdi. Herkesten ama 'herkesten' kaçardı. Kimsenin onu tanımadığı bir yerde tamamen yeni biri olurdu...

