29 Ekim 2014 Çarşamba

kaybetmek...neyi kaybetmek?

     Ve derin bir nefes aldı kız. Bir kez daha emin oldu kaybetmediğinden. Artık yatağında uykuya dalabilirdi rahatça. Huzurlu rüyalar görebilirdi. Çünkü çocuk bir kez daha haykırmıştı "ne yaparsan yap senden vazgeçmemi sağlayamayacaksın."diye.
     Şiirler yazdı çocuk, şarkılar mırıldandı. Haftalar sürecek bir kalp sancısına doğru yola çıktı. Seviyordu işte. Neyi sevdiğinden emin miydi? Her an gözlerinin önünde oluşmaya başlayan kızın yüzünü mü, kollarının arasına aldığında içine çektiği kokusunu mu, geceler boyunca kan ter içinde kabuslara yolculuk ettiren terk edişlerini mi?...
     Neşeyle güldü kız. O her zaman mutluydu zaten. Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu. Onu herkes severdi. O çocuk ise daha bir ayrı severdi. Üstüne titrerdi ve kız bilirdi hiçbir zaman kaybetmeyeceğini. İstediği gibi oyunlar oynayabilirdi. Çünkü kaybedecek bir şeyi yoktu. En ufak bir sorunda çocuğun kollarının şefkatle açılacağını, kalbinin serseri bir heyecanla çarpacağından emindi.
     ***
     Uzaklardan izledi yazar bütün bu olanları. İzlediği kız ve çocuk hakkında hiçbir şey bilmiyordu. Yine de tuhaf karşılamıştı olanları, olmaya devam edecek olanları. Bir kumandan değildi ama yine de doğru tahmin etmişti olacakları. Zaten bir kumandan olmaya gerek de yoktu tahmin edebilmek için. Her şey gün gibi ortadaydı.
     Kız şımarıktı biraz. Sevilmekten hoşlanıyordu. Çocuğu kaybettiği her an nabzını yoklar gibi hayatına ani girişler yapıyordu. Kalbinden aslında hiçbir zaman çıkmadığını ve asla çıkmayacağını bilene dek terk etmiyordu o hayatı.
     Çocuk ise aşıktı. Asla vazgeçemeyeceği bir tutkunlukla sonuna kadar bağlıydı kıza. Ne olursa olsun vazgeçemeyecek kadar yüreğine kazımıştı kızın adının her harfini... Yapabilecek hiçbir şeyi yoktu sevmekten başka. Hayatta kaybettiği onca şeyden sonra 'sadece onu sevmek' kalmıştı masum çocuk avuçlarında.
     ***
     Peki kızın en korktuğu şey neydi? Kaybetmek... neyi kaybetmek?
     ***
     Egonun oynadığı o aptal oyunlardan biriydi yine. Şimdilik iyisin hayatını yaşayabilirsin diye fısıldayıp duruyordu. Fakat çocuğun ilgisini çeken en ufak bir pırıltı bile çılgına çeviriyordu kızı. Çünkü kız deli gibi korkuyprdu kaybetmekten. Deli gibi korkuyordu çocuğun onu bir daha öyle tutkulu bir şekilde sevmemesinden. Çünkü kız adı gibi emindi o çocuktan başka hiç kimsenin onu bu denli sevmeyeceğinden. Çünkü acı gerçek buydu. Gerçekten de ondan başka kimse adını yüreğine tane tane işlemeyecekti. Kimsenin dudaklarından öyle güzel dökülmeyecekti ismi. Kimsenin satırlarında adı geçen eşsiz güzellik olmayacaktı. Bu günden sonra kimsenin kalbi o serseri aşığın kalbi kadar asil olmayacaktı.
     ***
     Çocuğun kalbi yanacaktı bir süre. Bir süre sonra kaçıp gidecekti tekrar belki de. Unutana kadar uyuşturacaktı benliğini. Tam unutmak üzereyken...
     'Nasıl ya?'diye haykıracaktı kız. Çünkü çocuk onu unutamazdı. Unutmamalıydı. Eskisi gibi sevmeliydi tekrar. En kısa zamanda hatırlatmalıydı kendini.
     ***
     Ve sonu gelmeyen bir döngüye girdi ego. Biri her zaman sevilmeliydi çünkü onu önemli kılan başka bir şey yoktu. Diğeri her zaman sevmeliydi çünkü elinde yapacak hiçbir şey kalmamıştı.
     ***
     Unutup hatırlayarak heba olmak üzere bir ömrün arasına sıkışmış iki kayıp ruh vardı aslında ve bu iki kayıp ruhtan biri hikayedeki kız değildi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder